Ve tekrar Sevilla… Anlatacaklarım bitti mi sanmıştınız ?

Granada gezimin ardından tekrar Sevilla’ya döndüm, sabahın 9’unda Sevilla’yaydım. Hayalimde hostele gidip güzel bir duş almak sonra kahvaltımı yapıp hemen Sevilla turuna çıkmak vardı. Odanın hazır olması için 1’e kadar beklemem gerektiğini unutmuştum tabi. En iyisi önce kahvaltımı yapmak dedim,  Alamade de Hercules meydanına gidip bir cafeye oturdum.  Kruvasan ve dometes-ekmekli tostla karnımı doyurdum. Hostele gidip aklanıp paklanıp temiz kıyafetlere kavuştuktan sonra çantamı takıp sırtıma çıktım Sevilla turuna. Elimden hiç bırakmadığım haritama baka baka nereye gitsem diyorum kendime. Öyle çok turistik yerleri görmek derdinde değilim aslında, daha da kilise göresim yok, sokaklarında yürüyüp şehrin tadına varmak istiyorum daha çok.

Ama tabi ki ünlü birkaç yeri ziyaret etmeden de gezimi bitirmek istemedim. Dünyanın en büyük katedrali olan La Giralda Katedrali’ni gezdim önce.

Catedral-de-Sevilla-y-La-Giralda-a23670247

Atlantik okyanusunu aşarak Kuzey Amerika’ya ilk ulaşan zat-ı muhterem  Christophe Colomb’un mezarı da bu katedralin içinde.

chris 2

Katedral gezimin ardından Real Alcazar’a yöneldim.  Endülüs Araplarına hayran bir İspanyol kralı tarafından Alhambra sarayından etkilenerek yapılmış büyük gösterişli bir saray, dolayısıyla birçok bölümü Alhambra’yı andırıyor ama onun kadar etkileyici değil ne yazık ki.

real alcazar

alcazar 3

Kiliseler, saraylardan sonra Santa Cruz sokaklarında boş boş dolaşmanın keyfine varmak istiyorum. Daracık sokaklar, güleç  yüzlü insanlar etrafımda. Ama bu sokaklarda kaybolmanız an meselesi,hele benim gibi harita okumak konusunda sıkıntılarınız varsa.. Tüm sokaklar birbirine benziyor , yine de  korkmanıza gerek yok;sizi anlamayan ve sizin de anlamadığınız ama işaretlerle size yardımcı olmaya çalışan İspanyollar her yerde, yolunuzu bir şekilde buluyorsunuz.

santa cruz 2

Yürüyüşüm sırasında adını bilmediğim bir kilisenin önünde dizilmiş masalarda ve ayakta bira içen kalabalığa dahil olup kiliseye karşı bira içme şerefine ben de katıldım. Türkiye’de caminin 100 m yakınında içki satmanın yasak olduğunu düşününce burada kiliseye karşı bira içilen bir kültürün varlığı beni biraz şaşırttı doğrusu. Ama sonra şaşırmamın saçma olduğunu düşündüm; kanı şarapla özdeşleştirilen bir peygamberin dinine inanan insanlardan bahsediyoruz, alkolün haram sayılmadığı bir din. Bu yüzden ki sokaklarda kırılmış bira şişeleri göremiyorsunuz, her buldukları karanlık kuytu köşede içmeye çalışan gençler yok. İçki zaten her yerde serbest olduğu için ortada hiçbir sorun yok, bastırılmış istekler azalmış. İçki ayıp ya da yasak değil, gönüller hoş, muhabbetler şahane.

sevilla in front of catedral

Haritadan bakınca El Arena’nın çok da uzakta olmadığını gördüm ama tabi ki buraya gitmeyecektim. Bu güzel insanların bu kadar acımasız bir olaydan zevk almasını anlayamıyordum. Cahillik, vurdumduymazlık, türcülük,Vandalizm… daha birçok isim konulabilir sanırım bu saçma kültüre.

Sonrasında yolum beni Plaza de Espana’ya götürdü,  yarım ay şeklinde tasarlanmış, büyük ve görkemli bir meydan. Yarım ay boyunca ilerlerken İspanya’daki tüm özerk bölgelere dair semboller ve her bölgeyi temsil edem şehre dair resimleri görüyorsunuz. Meydanda bir köşeye oturup bir süre bu güzel meydanı seyrettim; faytonlarla gezen turistleri, bir köşede birbirini öpmeye çalışan çiftleri, heyecanla birbirine bir şeyler anlata anlaya yürüyen genç kızları, Japon yaşlı turist gruplarını izledim, herkes mutluydu bu şehirde, havasından mı suyundan mı bilemedim.

Plaza-de-Espana,-Seville

Haritadan bakınca El Arena’nın çok da uzakta olmadığını gördüm ama tabi ki buraya gitmeyecektim. Bu güzel insanların bu kadar acımasız bir olaydan zevk almasını anlayamıyordum. Cahillik, vurdumduymazlık, türcülük,Vandalizm… daha birçok isim konulabilir sanırım bu saçma kültüre.

Sonrasında yolum beni Plaza de Espana’ya götürdü,  yarım ay şeklinde tasarlanmış, büyük ve görkemli bir meydan. Yarım ay boyunca ilerlerken İspanya’daki tüm özerk bölgelere dair semboller ve her bölgeyi temsil edem şehre dair resimleri görüyorsunuz. Meydanda bir köşeye oturup bir süre bu güzel meydanı seyrettim; faytonlarla gezen turistleri, bir köşede birbirini öpmeye çalışan çiftleri, heyecanla birbirine bir şeyler anlata anlaya yürüyen genç kızları, Japon yaşlı turist gruplarını izledim, herkes mutluydu bu şehirde, havasından mı suyundan mı bilemedim.

triana

Sonra Triana’nın ara sokaklarında gezintiye dalıyorum. Bir sürü Flamenco okulunun kapısında durup içeri girecek cesaret bulamıyorum kendimde bir türlü.

Tam şurada teras katında bir evim olsun diyorum. Bir flamenco okuluna yazılayım,bir de bisiklet alayım kendime, gündüz okuluma gideyim, akşamları da terasımda oturup nehire karşı biramı yudumlayayım. Ben ve benim hayallerim, seviyorum onları.

Triana-Seville

kşam bir Flamenko gösterisinde gitmek istiyordum. Nehrin karşı yakasına geçtim yeniden, kaybola kaybola şuursuzca devam eden yürüyüşüm sırasında Flamenko izlemek için yer ararken girişte ücretin alınmadığı bir bar buldum. Ucuz ve kesinlikle güzel diyemeyeceğim bir Flamenko gösterisi izledim. Tamamen turist dolu, ucuz bir bardan ne bekliyordum ki…  İzlediğim gösteriden çok da memnun olmadan şuursuzca yürüyüşüme devam ettim. Orada burada takıla takıla sonunda hostele vardım ama yolu nasıl bulduğumu inanın ben de bilmiyorum.. O kadar çok yol yürümüştüm ki, yorgunluktan sızlayan ayaklarıma rağmen gün boyunca içtiğim ucuz biraların etkisiyle sızıp kalmam çok üzüm sürmedi.

Endülüse veda etme zamanıydı, nasıl gitmeli, nasıl veda etmeli ?

11.09.2013 – Sevilla

 

 

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir