Sen duydun mu sustuklarımı ?

Çocukluğumdan beri yazar olmayı istemişimdir. İlkokuldayken güzel kompozisyonlar falan yazardım, kompozisyon , şiir yarışmalarında birinciliklerim falan da vardır hani, yeter sanırdım yazar olmak için. (Ama itiraf da etmeliyim ki ileride ne olacaksın diye sorduklarında içim yazar derken dilim hep doktor derdi, yazar olmak istiyorum dersem dalga geçecekler diye korkardım.) Gerçi ilçede büyümüş bir çocuk olarak resim yarışmasında birinciliğim de vardı, koroda şarkı söylemişliğim de, şimdilerde ise her ikisinde de  yeteneksiz olduğumu söyleyeyim de içiniz rahatlasın. Yani demem o ki belki de çok da menem şeyler değildi yazdığım komposizyonlar, belki de benim gibi hevesli çocuk azdı o yüzden sıksık ben birinci oluyordum .Ama bu ortama rağmen çocukluğumdan beri tiyatro işini becerememişimdir mesela; taklit, oyunculuk falan yok öyle yetenekler, yok yani olmuyor zorlamayla. Neyse bunlar konu dışı tabi, yazarlık diyorduk,birçok şey olmak istedim evet kabul ediyorum ama en çok yazar olmak istedim ben. Yaş oldu 31, ben hala büyüyünce yazar olacağıma inanıyorum, büyüyünce…

Okuduğum kitaplarda kitabın karakterine bürünmek yerine yazarına bürünürüm çoğu zaman. Romanın kahramanının içinde olduğu durumu hayal ederken bir yandan da yazarın bunu yazarken nasıl bir hal içerisinde olduğunu da hayal ederim, ben olsaydım acaba öyle mi dedirtirdim falan diye sorarım kendime. Hayallerimde buluşurum bazen onlarla, mesela Oğuz Atay’la kahve içmeye bayılırım. Her zaman ben yaparım kahveyi, o kalkmaz bile masasından. Genelde arkası dönük konuşur benimle, bazen söylediklerinde hangisi şimdi hangisi hayal anlayamadığım olur, çok sessiz kaldıysam düşüncelere daldığımı anlar: “kelimeler burcucum, bazı anlamlara gelmiyor” der ve çeker gider hayalimden. Bazense Tolstoy’u bahçesinin ardındaki çitten izlerim gizli gizli, huysuzdur biraz , konuşmaya cesaret edemem, ama yine de gider izlerim o yazarken. Sait Faik’le buluşuruz bazen, öyle çok yakın dostluklar kurmayı sevmez pek, biraz da çekingendir ama ara ara buluşup sohbet ederiz, o seyahatler çekiyor içim dedikçe benim içim gider, gel abi alalım sırtçantamızı gidelim birlikte diyesim gelir.

Devamlı kafada hikayeler yazmak ne demektir bileniniz varsa beni iyi anlar. Yoga derslerimde devamlı anda olmaktan bahseden ben, bu öğretiyi günlük hayatımda en zor yapanlardan biriyim aslında. Öğretiyi hayatımın içerisinde yedirmem, uygulamam gerçekten zaman aldı. Bulunduğum ortam çok çekici gelmediyse bana, hayallerimin ortasında bulurum kendimi. Arkadaşlarla otururken olası pek de muhtemel olmayan senaryoları yazıp yazıp, ya şimdi şu olsa “naparsın” sorularımı yöneltip dururum. “naparsın”larımın çokluğunu, bıkmış arkadaşlarıma sorsanız ağlarsınız dertlerini dinlerken.

Oturduğum cafede yalnızsam eğer, çevremdeki insanların yüzlerine bakıp ufak hikayeler yazarım kafamdan onlara dair, pek de eğlenirim bunu yaparken. Bazen gidip yanına bağırasım gelir; “buraya gelmeden önce evde karına tokat attın di mi sen, utanmıyor musun?  Cıkcıkcık” diye, bazen de gidip sarılıp “üzülme be kanka, yeni bir iş bulursun zamanla, bu işsiz boş günlerinin tadını çıkar.Oku kitabını, iç kahveni, düşün , kendinle vakit geçir” diye acısını paylaşasım gelir, çok inanırım yazdığım hikayelerin doğruluğuna.

Ofiste çalıştığım zamanlarda, iş çıkışı servisle eve dönerken çok sevdiğim bir arkadaşımla sohbet ede ede geçirirdik zamanı. Sohbet konumuz genelde hayallerim olurdu,  o günkü hayalimi anlatmamı isterdi hep, masal anlatır gibi o gün iş yerinde kurduğum hayali anlatırdım günün hikayesi olarak.

Sonbahar aslında beni en iyi besleyen zamandır, çok hikayeler yazarım kafamda sonbaharda. Ama bu hikayelerin kaçını kağıda dökerim dersen, peeeh 🙂 Bir söz okumuştum bir yerde, nerede bilmem: “Nice yazarlar vardır ki yazamadan öldüler. “ Korkutur beni çok bu söz, ah  bir yazabilsem çok iyi bir yazar olurum aslında der dururum kendime, ah bir yazabilsem…

Şu hayatta en iyi yaptığın şey ne deseler sanırım “ hayal kurmak” cevabını veririm. Peki neden bunları yazmıyorum, yazamıyorum derseniz; hayallerimde yaşattıklarımı kağıda dökebilme hayalini kurmakla çok meşgul olduğumdan derim.

Aklıma çok güzel hayaller gelir bazen ama önce bir önceki kurmaya başladığım hayali bitirmem gerektiği için not alırım hayali kurulacak olan hayali. Bakınca plan gibi görünen halbuki kurulacak hayallerin listesi olan onlarca karalama çıkar evde kitapların arasına sıkışmış ufak not kağıtlarının üzerinde.  Bak şimdi mesela bunu yazarken aklıma bir başka hayal geldi, onu da yazdım bir kenara, bakalım ne zaman kaybedip, ne zaman bulup, ne zaman hayalini kurmaya başlayacağım.

Neyse son sözü Oğuz Atay’a vereyim de ben hayal kurmaya döneyim en iyisi… Birgün yazacağım, söz, büyüyünce yazar olacağım birgün…

 

“Çok şey vardı anlatılacak.

O yüzden sustum.

Birini söylesem diğeri yarım kalacaktı.

Sen duydun mu sustuklarımı?”

 

 

Şurada Yayınlandı

Sen duydun mu sustuklarımı ?” hakkında 4 yorum

  1. Ciltlerce hayallerini kendi dünyalarında yaşayanlar sanırım yazar olmaya bir türlü fırsat bulamıyorlar. Tüm yazılası şeyleri zaten kendi dünyalarında, hayallerinde tecrübe etmişlerdir belkide ondandır… Hep birlikte büyüyünce yazar olmak dileğiyle 🙂

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir