Neler öğrendim bu 1,5 senede ?

( Yazı tarihi: Mart 2015 )

2 hafta sonra 30 yaşıma giriyorum. 30 güzel yıl yaşadım, neredeyse yolun yarısı diyecek yaşa yaklaştım. Şunu fark ettim bu güzel yaşımda ki hayatımın en güzel yıllarını son 1,5 senede yaşadım ben…

1,5 sene önce hayatım değişti. Önce vejetaryen oldum, sonra sigarayı bıraktım, sonra yogaya başladım, sonra içimdeki sese kulak verdim ve hayatımdan şikayet etmek yerine hayatımı değiştirmeye karar verdim. İşi bıraktım, evi kapattım ve attım kendimi yollara…

Çok yollar teptim, hayatımda olabileceğimi tahmin etmediğim yerlerde yapabileceğimi tahmin etmediğim şeyler yaptım. Çok öğretiler dinledim, çok düşündüm,çok hissettim, çok ama çok şey öğrendim ben 1,5 senede.

Hayata çok güzel gözlerle bakmayı öğrendim mesela. O kadar güzelmiş ki yaşamak… Her anımı hissederek yaşamayı, hissettiğim her anımdan keyif almayı öğrendim. İçtiğim su daha bir güzel, yediğim her yemek daha bir lezzetli, attığım her adım daha bir anlamlı, dinlediğim her müzik daha bir keyifli… Hayattan şikayet etmek yerine hayattan zevk almayı öğrendim ben, anda yaşamayı, anın mutluluğunu tatmayı, şükretmeyi, minnet duymayı,teşekkür etmeyi öğrendim.

İçimdeki mutluluğu görmeyi ve her zaman bu mutlulukla yaşamayı öğrendim. Mutluluk sembolü diye saydığınız hiçbir şey yok hayatımda: ev, kariyer,araba ,eş,çocuk… Ama şimdiye kadar hiç olmadığım kadar evet evet tam anlamıyla hiç olmadığım kadar mutluyum, keyifliyim, huzurluyum 1,5 senedir.

Eşyalara bağlı yaşamamayı öğrendim, “yeteri kadar” kavramını öğrendim. Mesela 15 çanta yerine 3 çantayla yaşamayı, 20 elbise yerine 3, 50 t-shirt yerine 10… Artık süslü vitrinlerin önünden geçerken “gerçekten ihtiyacım var mı?” sorusunu kendime yöneltebiliyorum. Kendimi tutamayıp içeri daldığım, “ya ama bu elbiseye ihtiyacım(!)  vaaaar.”diye kendimi kandırdığım günler olmadı dersem yalan olur, ama inanın gerçekten kendimle savaşlar verip nefsimi yendiğim günlerin sayısı çok çok daha fazla. Bazen sadece acı acı gülümsüyorum insanların çılgınlığını görünce, “dışımıza” önem verdiğimiz kacar “içimize” de verebilseydik keşke…

Bunun farkına varabildiğim ve içime yönelme fırsatını kendime verdiğim için kendime minnettarım. Ben neyim? Nasıl iyi insan olurum? Nasıl gerçek “ben”i bulurum?… sorularına yönelttim ben kendimi 1,5 senedir. Bir sürü öğretiyi dinledim, her birinden kendime parçalar seçtim ve o “bir yan”ıma ekledim.

Hiçbir canlıya zarar vermemeyi öğrendim mesela. Hiçbir canlının yaşam hakkını elinden almıyorum bilinçli olarak; ne sivrisineğin, ne örümceğin ne de her hangi bir hissedebilen, minimal de olsa bilince sahip olan varlığın, yaşamlarına saygı duyuyorum diğer canlıların, elimden geldiği kadar…Et yemeyi zaten bıraktım. İyi bir karma büyüttüğüme inanıyorum içimde. Huzurluyum bilinçli olarak can almadığım için, hiçbir canlını ölü bedenini vücuduma katmadığım için. Yediğim yemek artık o kadar lezzetli ki… Yemeğimdeki tek gözyaşı soğan doğrarken gözlerimden akan.  Hiçbir yavruyu anasından ayırmıyorum benim aç gözüm doysun diye. Evrendeki yerimin “avcı” olmadığını biliyorum. Bir sürü alternatif sunulmuş doğada bize karnımızı doyurmak için ve de akıl sunulmuş bizlere bu alternatiflerden daha da başka alternatifler yaratabilmemiz için.

Hiçbir hayvanın ölüm korkusuyla vücuduna salgıladığı toksinleri almadığım için, bağırsaklarımda öğütmekte zorlanılan bir cesedin parçalarını günlerce taşımadığım için daha sağlıklı hissediyorum kendimi zihnen ve bedenen.

Empatiyi öğrendim bu 1,5 senede. Diğer canlıların benden çok da farklı olmadıklarını, tüm canlıların birbirimize görünmek bağlarla bağlı olduğumuzu… Bir canlının canını acıttığımda kendi canımın da acıdığını öğrendim.

Nefret etmemeyi öğrettim kendime. Egomdan arınmayı. Bir şeyi tüm kalbimle, gerçekten, hırslarımdan arınarak, egomu yenerek istediğimde evrenin bana yardım edeceğini öğrendim tecrübeyle.

Hiçbir canlıyı sahiplenmemeyi, “benim” dememeyi, bağlanmadan, sahiplenmeden sevmeyi öğrendim. Sevginin çok büyük olduğunu, o dramatik arabesk filmlerdeki sevgi(!)lerin hastalık olduğunu, gerçek sevginin karşılık beklemeden, sahiplenmeden olacağını öğrendim. Kimsenin hayatına karışmamayı ve kimseyi hayatıma karıştırmamayı öğrendim.

Her ne kadar yalnız olsam da yalnızlığımdan sıkılmamayı, kendimden keyif almayı öğrendim( bunu zaten biliyor olduğumu itiraf etmeliyim). Kendimi sevmeyi, makyajsız sokağa çıkabilmeyi, saçlarımı boyamamayı öğrendim,kendimi beğenmeyi öğrendim…

Hayallerim her zaman benim en güzel dostum, onlar için savaşmayı ama yaşadığım anı da sevmeyi öğrendim.

En güzel dünya üzerinde var olduğumuz, en güzel hayat şuanda yaşadığımız, en güzel beden şimdi sahip olduğumuz. Ben 30 yaşına ramak kala kendimi sevmeyi öğrendim…

Şurada Yayınlandı

Neler öğrendim bu 1,5 senede ?” hakkında 13 yorum

  1. Merhaba, sen yukarıda tüm samimiyetinle anlattıkça, ben buradan okurken hayal kurdum son zamanlarda burada hayal kurabilmek gerçekten çok zor bunun için teşekkür ederim.. umarım yoluna hayallerinin doğrultusunda devam edersin.. sevgiler..

  2. ne kadar içten gelerek yazılmış, samimi bir yazı; böyle yazılar okumuyalı çok olmuştu teşekkürler. keşke bir şeylerden vazgeçebilecek gücü bulabilsek, gelecek kaygısı bizleri yıpratan hayatlarımızı bırakıp daha mutlu yarınlara yelken açmamızı engelliyor. bir gün sizin gibi bu savaştan galip çıkabilme dileğiyle…

  3. Öncelikle yazının çok mükemmel olduğunu itiraf etmeliyim.
    “Hayallerim her zaman benim en güzel dostum” Yazınızın bu kısmını Orta çağın belkide en büyük gezgini İbn-i Battuta Seyehatnemesinde zaman zaman dillendiriyor. 🙂 Sanırım devirler değişsede Gezginlerin hayatları ile ilgili ulaştığı sonuçlar benzer olabilmekte. Bende sizi tebrik ediyorum. Umarım seyahatleriniz sonsuza dek sürer.

  4. Sizinle Kahramanmaraş’taki Başkonuş yaylasındaki doğa kampında adınızı ve yaşam biçiminizi bilmeden tanıştığım için mutluyum.Yaşanmışlıkları paylaşmak ve aynı şeylere yakın insanlarla karşılaşmak güzel.Şanlıurfa ile ilgili birkaç gezi önerim olacak (zaten sizleri yönlendireceklerdir) Urfa kalesi,Balıklıgöl, Eyyüp peygamberin iyileşmek için kaldığı mağara (Eyyüb peygamberin makamı deniyor.)Haleplibahçe’deki ve Mozaik müzesi,hemen yanıbaşındaki Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi,Göbeklitepe,Harran ilçesindeki Eski Harran üniversitesi (Astroloji),Harran’ın 60 km kuzeydoğusundaki Bazda mağaraları,Soğmatar,Han-el Behrür kervansarayı,Hz.İbrahim’in yaşadığı yer..vb.Zamanınızın az olduğunu belirtmiştiniz.Belki sonradan gezme ve bilgilenme fırsatı doğar.Burada belirtmediğimiz bir çok güzelliği bulabileceğiniz bir mezopotamya coğrafyasıdır Şanlıurfa.Sağlıcakla kalın.Geziniz bol olsun.:))

    1. sizi tanıdığıma ve sohbet etme şansım olduğuna inanın ben de çok mutlu oldum. Bahsettiğiniz yerlerin bir kısmını gezip görme şansımız oldu ama benim aklım kaldı Urfa’da , mutlaka tekrar gelmeyi ve daha uzun kalmayı istiyorum. Bir sonraki seyahatimde göremediğim yerleri de görmek isterim. Belki sizin önderliğinizde trekking de yaparız 🙂 çok çok teşekkürler güzel önerileriniz için.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir