Malezya: Cameron Highlands: Nam-ı diğer Malezya’nın Karadenizi


Kuala Lumpur’dan sonraki durağımız Cameron Highlands. Malezya’nın Karadeniz’i olarak dilimize dolanan bu doğa harikasını görmeden olmazdı elbet.

Kuala Lumpur’dan buraya gelen otobüsler var, yol ortalama 3,5 saat kadar sürüyor. Otobüsün içi çok soğuk, titreye titreye gittim (yanınıza uzun kollu birşeyler almanızı öneririm) .Yolun son 1 saati virajlı ve kaygan. Yola çıkmadan önceki gün midemi bozmuş, akşamı kusa kusa geçirmiştim. Bu virajlı yollarda midemi sakinleştirmeye çalışmam zor oldu gerçekten.

İnternetten rezervasyonumuzu yaptığımız için vakit kaybetmeden direk otele geçtik. Öğrendik ki bir başka gezgin çift de bugün Cameron Highlands’e geliyormuş. Facebookta “Bi Gezip Gelelim Biz” sayfasının sahipleri Murat ve Gülen çifti. Murat ve Gülen de eski mühendislerden. İşi, evi kapatıp karı-koca çıkmışlar yollara. Takip edilesi bir blogları , eğlenceli hikayeleri var. İlk akşam bu güzel insanlarla buluştuk, güldük , eğlendik, anılardan bahsettik. Pek sevdik biz onları.

İlk günün akşamı saat 10 da heryerin kapandığını keşfettik. Dört İzmirli buluşmuşuz ( Gökhan’I da artık İzmirli’den sayıyoruz ) ve bira içecek yer arıyoruz tabi ki. Biraz yürüdükten sonra tam kapanmaya hazırlanan bir cafeyi yakaladık. Oturduk birer kutu biramızı söyledik. Buranın yerel birası Tiger, içimi kolay ve fena sayılmayacak bir bira. Cafenin sahibi Çinli amca nereli olduğumuzu sordu, tahmin et bakalım dedik. Biraz kendi dilimizi konuşmamızı istedi ve tabiki şimdiye kadar kimsenin başaramadığı şeyi o da başaramadı: tahmin edemedi nereli olduğumuzu J Türkiye’den geldiğimizi söyleyince “ooo Türkiye. Erdoğan var başınızda” dedi yazık der gibi bi ifadeyle. Memnun olup olmadığımızı sordu. Sonra da “Atatürk mezarından kalkıp gelecek.” Dedi bize. Açıkçası çok şaşırdığımı söylemeliyim. Dünyanın uzak bir köşesi, benim başkanlarının adını bile bilmediğim bir ülkenin insanının Türkiye hakkında böyle bir bilgiye sahip olması şaşıttı beni. Daha sonraları Malezya’da bir çok insanın Türkiye’nin durumundan haberdar olduğunu ve Atatürk’ü tanıdığını öğreneceğim…

Ertesi gün yine sabah kahvaltısında buluşup bütün günü birlikte geçirdik. Ve bir sonraki gün için yürüyüş rotaları araştırdık. Ayrıca birlikte Tayland Yee Peng festivale gitme planlarımızı da yaptık.

12189810_1072575859461023_5820191102226735831_n

Cameron Highlands ufacık bir kasaba ya da köy mü demeli bilmiyorum. Ama içinde ihtiyacınız olan her şeyi bulabilirsiniz. Öyle güzel bir organizasyon yapmışlar ki, şunu da bulamadım diyeceğiniz birşey neredeyse yok.

Benim buradaki favori resturantım Sri Brinchang, birçok çeşit bulabileceğiniz güzel bir Hint restaurantı. Ucuz ve lezzetli.

Ben et ve hayvansal ürün tüketmediğim için yemek bulmakta az çok zorlandığım oldu. Ama her zaman imdadıma Hint restuarantları yetişiyor doğrusu 🙂 “Löplöpçüler Semih” adıyla internet camiasından tanıdığımız bir arkadaş bu küçük kasabada 2 yıl yaşamış. Buralara gelirseniz Semih’e bir mesaj atın , yenilecek yemekler konusunda size benden daha çok faydalı olacağı kesin 🙂

Bir sonraki gün 8.30’da buluşacakken ufak bir erteleme ile 9’da buluşup kahvaltımızı yani rotilerimizi yedikten sonra başladık yürümeye. Rotamızı Gülen belirledi. Tanat Rata’dan Bharat Tea Plantation’a gidiyoruz. Yol 3,5 km civarı. 1 saate yakın yürümeyle orda oluruz dedik. Asfalt yolun kenarından sakin sakin gidiyorduk, Gökhan’ın yolun kenarındaki merdivenimsi bölümü keşfedip, oradan daha yakın olacağına bizi inandırdığı ana kadar yürüyüşümüzde pek bir atraksiyon yoktu. Merdivenler yosun tuttuğu için kaymadan ilerlemek gerçekten zor. Kıçı kırmak istemediğimiz için oturarak ilerlemeyi denedik Gülen’le. İşte o kaygan merdivenimsi yerlerin anısı ertesi gün kol ve bacak ağrıları olarak kendini bütün gün hatırlattı.

12243820_10153112514541746_2110637063_n

1 saat yürüdük mü bilmiyorum gerçekten ama yoldaki tabelelarda yazan kilometrelere aldanmamak gerektiğini anladık. Vardığımız yerde hemen sıcacık çaylarımızı söyledik, mükemmel çay tarlaları manzarası eşiliğinde içilen demli çayımızın keyfi de keyifti hani 🙂

IMG_1805

12195971_1072985526086723_4222785967746038881_n

Çay keyfinin tadına vardıktan sonra tam aşağı çay tarlalarının içine girmeye niyetlendik ki aniden başlayan yağmurdan nasibimizi aldık.

10537152_1072988329419776_725108485239482150_n

Biraz daha bekleyelim yağmur geçtikten sonra ineriz diye karar kıldık ve öyle de yaptık. Biz çay bölmelerinin arasında ilerlerken hafif hafifi çiseleyen yağmur rahatsızlık yerine keyif vermeye başlamıştı. Birbirimizin fotoğraflarını çekiyor, ufak şaklabanlıklar yaparak eğleniyorduk.

Fotoğraftaki küçük Hüsamettin’i bulunuz 🙂

12191603_1072987842753158_2805093954748746969_n

12193802_1072988049419804_1803862078011396120_n

12191812_1072985606086715_2447556456326021633_n

12191802_1072987999419809_1141883731788332688_n

11220135_1072988282753114_4223886352709031124_n ( “Elimden tut yoksa düşeceğim, Yağmur beni götürecek yoksa beni.” Atilla İlhan )

Hepimizin gözüne takılan ilerideki köye doğru yavaş yavaş ilerliyorduk çay bölmelerinin arasında. Köyün oradan anayola çıkan bir patika vardır düşüncesiyle azimle devam ettik yolumuza. Köy ve çay tarlası arasındaki büyükçe çukur ve derecik gözümüzü korkutsa da onu geçebilecek hafif sallantıda bir köprücük bulmamız uzun sürmedi.

Bahçe kapısı açılmayan bir evin kapısını zorlarken , olmadı kapının üzerinden atlamaya çalışırken bulduk kendimizi. Özel mülkiyete taciz suçundan içeri alırlar mıydı ki bizi ? 🙂 Kendimizce bulduğumuz ilginç yolları takip ede ede çay fabrikasına varmışız. Yanımızda çayları biçen işçilerin fotoğraflarını çekiyor, bir yandan da onlar için ne kadar rahatsız edici mahluklar olduğumuzu düşünüyor ve yaptığımdan utanıyordum.

12195914_1072988099419799_5192623092924228445_n

Önümüze gelen patikaları takip etmeye başladık. Ufacık köyün içinden geçip daha büyük tarlalara doğru ilerliyorduk. Yağmur bazen şiddetleniyordu, o zaman hemen naylon poşetten yapılma yağmurluklarımızı geçiriyorduk kafaya. Arada bir gölgelik buluyor ve yağmurun etkisinden biraz olsun korunmak ve fotoğraf çekebilmek için ufak molalar veriyorduk. Yağmuru fotoğraf çekmemi engellemesi haricinde çok da önemsemiyordum aslına bakarsak, hatta bu yemyeşil güzelliğin içinde gökten yağan bu bereketten keyif alıyor, mutlu olduğumu hissediyordum. Bob Marley’in bir sözünü anımsadım yağmurda yürürken : “Bazıları yağmuru hisseder, bazıları ise sadece ıslanır.” diyordu üstad, ne güzel demiş…

12191891_1072985522753390_6502762864704707960_n

12191027_1072988166086459_7100782872919598767_n

12122831_1072988129419796_4763951375339846788_n

11250621_1072988359419773_6963983567911827698_n

12112406_1072988076086468_634983727762130813_n

Artık yağmur iyice şiddetlenmeye başlamıştı. Buralar zaten Karadeniz iklimi, her gün günde onlarca kez yağış alıyor. Bi de bizim Malezya’da olduğumuzu zamanın Musson yağmurları dönemi olduğunu düşünürsek öğleden sonra yağan yağmurun daha da şiddetleneceğini biliyorduk aslında. Yolda mısır, lahana tarlalarını görünce iyice kaptırdık kendimizi Karadeniz sevdasına. Türkiye’ye dönünce şöyle birkaç ay sürecek bir Karadeniz turu hayallerini kurmaya başladım bile…

12187777_1072988242753118_7842054359739662318_n

10530921_1072987772753165_7367801788726607684_n10557342_1072988229419786_4167620006121010792_n

Yağmur durmak bilmiyordu, yakınımızdaki tek yer küçük bir köydü ama orada kalacak yer bulamayacağımıza göre ilerlemekten başka çaremiz yoktu. Şimdiye kadar kuruluğunu korumuş ayaklar artık hafiften ıslanmaya başlamıştı. Ama yine de mutsuz muydum derseniz kesinlikle çok mutluydum. Yanımda “söylenmek” ve “şikayet” kelimeleri lügatında olmayan, ıslanmaktan mutlu bir insanla yağmur altında yürürken nasıl mutsuz olabilirdim ki? Umay Umay bir yazısında der ki ” Eğer yağmur yağınca içeri gireceksen, seninle gitmem uzak ülkelere…” Sizinle yağmur altında ıslanacak insanı bulursanız onunla çıkın işte yollara…

Bayaa sırılsıklam olduktan sonra anayola ulaştık sonunda. Bir durak bulup altında dinleniyorduk ki otostop fikri geldi aklımıza. Birkaç denememiz başarısız oldu. Kimse bu ıslak ördek yavrularını arabasına almak istemiyordu. Zaten yağmur da dinmişti. Bu son ,şu arabayı da deneyelim deyip otostop çektiğimiz pick up jeep durunca atladık hemen kasaya. Arabayı kullanan teyze insan taşıdığını unutmuşçasına alıyordu virajları ama hiç şikayet edecek halde değildik 🙂

12189023_1072988322753110_1546303537297179511_n

12036557_1072988342753108_7233300690242554427_n

Teyze bizi Cameron Highlands çarşıya bıraktı. İlk iş tabi ki çiş yapmak ve sonra da karnımızı doyurmaktı. Sonra sıcacık bir duş ve battaniye altında çay keyfi…

Ertesi günü her iki grup da hostellerimizde kalarak geçirmeye karar verdik. Biraz yorulmuş muyuz ne  🙂 Murat ve Gülen workawayden güzel bir hostel buldular gönüllü çalışmak için. Onların burada daha uzun zamanları vardı, bir sürü güzel yürüyüş anısı daha biriktireceklerine eminim.

Aslında bu son günümüzde ben Mossy Forest’a çok gitmek istedim ama bu konuda ısrar edecek enerjim yoktu; ne dilimde ne bedenimde 🙂 Dışarıda yağmur yağarken oturup yazı yazmak, veya battaniyeye sarılıp film izlemek de inanın çok keyifliydi. Sıcak ülkelerde gezerken bu sonbahar havasını özlüyorum bazen, o yüzden ara ara dağlara çıkmakta fayda var.

Cameron Highlands’ı güzel anılarla geçirdik. Bundan sonraki durağımız Penang. Gökhan’ın “orayı çok seveceksin” dediği bu güzel adayı görmek için sabırsızlanıyorum.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir