Kadın Başına

Bir sözümüz var elimizde üzerine basa basa kullandığımız: “ kadın başına ”

Kadınların yapması gerekenler, kadınların yapmaması gerekenler, kadınların olması gerekenler, kadınların olmaması gerekenler, kadınların giymesi gerekenler, kadınların giymemesi gerekenler…

Kadınlar edepli olmalı, kadınlar elinin hamuruyla erkek işine karışmamalı, kadınlar eş olmalı, kadınlar anne olmalı, kadınlar bakımlı olmalı,  kadınlar akşam evinde olmalı, kadınlar karşı çıkmamalı, kadınlar ulu orta yerde dans etmemeli, kadınlar hoşlandığı adama göz süzmemeli, kadınlar kısa etek giymemeli, kadınlar göğüs dekoltesi vermemeli… falanlar filanlar, klişeleşmiş sözler.

Ve benzeri onlarca, yüzlerce yaklaşım kadınlarda bir savunma mekanizması oluşturmaya başladı. “ Kadın başına ” şunu da yaparım bunu da söylemleriyle elini erkek(!) işine sokan kadınlar türemeye başladı. Kendimizi kanıtlama çabası içine girdik erkeklere ve diğer kadınlara karşı. Aslında gerçekten önemli olan şey kendimizi kendimize kanıtlamaktı, çünkü bize kendi içimizdeki gücü unutturmuşlardı.

Geçenlerde tek başına seyahat ile ilgili bir yazı yazdım ve yazının altına gelen yorumlar son zamanlarda gözlemlediğim bir durumu doğrular nitelikteydi: Kadınlar erkeklerden daha çok tek başına seyahat ediyor. Neden?

Tek başına seyahat, kişinin kendini tanıdığı, kendisiyle tanışıp kavga ettiği , barıştığı, affettiği , gücünün farkına vardığı, farkındalıkla güçlendiği , yapabileceklerini gördüğü, yapamayacaklarını da görüp kabullendiği bir içsel yolculuk aynı zamanda. ( Tıpkı yoga gibi…)

Kadınlar toplum tarafından o kadar çok engellendi ki; güçsüz olduklarına, kadın başına bir şey yapamayacaklarına, erkeklere ihtiyacı olduklarına o kadar çok inandırıldı ki alanı daraldıkça daraldı, boğuldukça boğuldu. Kadın, kendini kendine kanıtlamak için, ona kaybettirdikleri “güven” duygusu yerine gelsin diye, kendi içindeki cesareti görsün, gerçek dişiliğiyle tanışsın diye çıktı yola.

Benim gözlemlerime göre tek başına seyahat etmeyi seçen erkek sayısı kadına göre daha az. Erkek toplum tarafından zaten pohpohlanmış, güçlü olduğuna, her şeyi yapmaya hakkı olduğuna  inandırılmış. Bu kandırmacanın içine düşmüş adamlarda gerçek kendisiyle tanışma , zayıflıklarıyla, korkularıyla, duygularıyla, kırgınlıklarıyla karşı karşıya gelme cesareti yok ne yazık ki.

Kadınlar gezsin , kadınlar özgür olsun diyoruz da, kadınların özgürlüğü için önce erkekler kendilerini özgürleştirmeli… Korkularından, kaygılarından, zayıflıklarından, kırgınlıklarından…

Hani biz kadın başımıza gece sokakta gezemiyoruz ya, hani biz kadın başımıza oradan buraya gidemiyoruz ya, hani biz kadın başımıza mini etekle sokakta kahkaha atıp dolaşamıyoruz ya, hani biz kadın başımıza erkeklerin oturduğu bir kahvede oturup çay içemiyoruz ya, hani biz kadın başımıza otostop çekemiyoruz ya… Bunların hiçbiri bizim yapamayışımızdan değil, erkeklerin zayıflıklarıyla yüzleşemeyişlerinden.  Yoksa sen “zayıf” arkadaşım erkek dünyasından tecavüzü, tacizi, şiddeti, kas gücüyle gelen güçsüzlüğü kaldırabilsen bak bakalım ben “kadın başıma” neler neler yapıyorum…

Ve sen sevgili kız kardeşim, artık kendini birinin bir şeyi olarak tanımlamayı bırakıp kendin olarak bir şeyler yapmaya başlamanın zamanı gelmedi mi? Bırak kendini bilmem kimin sevgili eşi, bilmem kimin annesi, bilmem kimin gelini, bilmem kimin kızı tanımlarına sıkıştırıp durmayı. Sen nesin , kimsin, ne yapıyorsun ? Birinin sevgilisi ya da annesi olmak dışında insan olarak ne yapıyorsun? Neleri seviyorsun, nelerden nefret ediyorsun, neleri değiştirmek istiyorsun, nelere şükrediyorsun?

Biliyorum siz sevgili erkek arkadaşlar, gerçekten iyi niyetli olduğunuzu biliyorum kadınlar gününü kutlarken, “bayan” derken kibarlık yapmaya çalıştığınızı biliyorum, kendinizce kadınları yüceltmeye çalıştığınızı biliyorum. Ama bence ondan önce kendinize dönüp dünyayı nasıl gördüğünüze bir baksanız. Tabi ki kız arkadaşım dışarı çıkmadan önce benden izin almalı, tabi ki kız arkadaşım minicik etekle dışarı çıkmamalı, tabi ki kız arkadaşım gece geç saate kadar dışarıda kalmamalı… gibi cümleler kuruyor musun? Evetse bırak kadınlar günü kutlamayı, aynaya dönüp kendinle yüzleş. Kaygınla, korkunla, zayıflıklarınla yüzleş…

İnsan olmak kolay değil, insanın dişisi olmak hiç kolay değil bu kurduğumuz düzende. Kadınlar, topluma  faydalı evlatlar yetiştirecek varlıklar değil, kadınlar erkekler gibi bu toplumun bir parçası olan insanlar. Kadınlara başarılı evlatlar verecek bireyler olarak değil başarılı olacak bireyler olarak bakmayı bilmelisiniz. Atatürk’ü doğurduğu için Zübeyde Hanım’ın kadınlığını övmek yerine, Atatürk’ün açtığı yolda bu ülkede ilk adımları atan ilk kadın pilot Sabiha Gökçen’i, ilk kadın doktor Safiye Ali’yi, ilk kadın avukat Süreyya Ağaoğlu’nu ve nicelerini konuşalım bence.

Kadınlığının, içindeki dişi enerjinin, yaratıcılığının, gücünün, cesaretinin, sınırlarının bilincinde kadınlar olmamız, övmek için ya da yermek için “kadın başına” sözünü kullanmak zorunda olmayacağımız günler dileğiyle.

Bu yolda harcayacağımız her emek için 8 Mart Emekçi Kadınlar Günümüz kutlu olsun…

Şurada Yayınlandı

Kadın Başına” hakkında 2 yorum

  1. Sizi hayal kırıklığına ugratmak istemem ama erkeklerin doğasını değiştirmek istemenizi ham bir hayalden ibaret görüyorum. Erkeklere aftettiginiz vasıfların aynısı kadınlarda da var. Bakış açınız kadınları masum yapmıyor. Bu satırları kadın düşmanlığından yada erkek seviciliginden yazmıyorum. İnsan doğası böyle.

    1. Ben anlamadım sanırım sizin ne demek istediğinizi ( ya da belki siz benim yazdığımı anlamadınız bilemiyorum).
      Erkeğin doğasını değiştirmek derken? Erkeklere atfettiğim ve kadınlarla da olan vasıflar neler onları da anlayamadım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir