Gezimanya söyleşi

Burcu Tunca: “Bir ülkede aylarca gezgin olunca artık oralı gibi oluyorsun”

Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Üniversite öğrenimimi tekstil mühendisi olarak tamamladım. Bundan yaklaşık 9 ay kadar önce bunalmış, yorulmuş ve mutlu olabilmek için bir çıkış yolu arayan bir ofis çalışanıydım. Yılda 1-2 hafta tatil hakkı olan ve bunu da tabii ki deniz kenarında geçirmeyi yeğleyen kitleden biri yani ve sonra dedim ki kendime: “Ne yapıyorum ben? Hayallerim nerede, ben neredeyim? Korkutuldum, pısırıldım mı “hayat bu işte” yalanlarıyla? Yok kızım böyle olmaz bu, titre kendine gel.” İşimi, evimi bırakıp hayalimin peşinden Hindistan’a, Nepal’e yollanma kararı aldım. O gün bugündür hayallerim nerede ben oradayım : )

Gezmek size ne ifade ediyor? Seyahatlerin hayatınızdaki yeri nedir?
Gezmek benim için; keşfetmek, hayatı öğrenmek, çemberlerin dışına çıkabilmek, risk almak, mutlu olmak, yeni dünyaların farkına varmak, yeni dünyaları yaşamak, farklı hayatlarla bağlar kurmak, bir oralı bir buralı olabilmek… Gezmek benim için, kendimi bulmak demek. Akvaryumundan kurtulup okyanusa atlamış bir balık gibiyim… Okyanusta hayatta kalmayı öğrenmen gerek önce, bulunduğun yere göre hareket etmeyi, oraya uyum sağlamayı… Sonrası mükemmel bir özgürlük hissi : )

Şimdiye kadar kaç ülke gezdiniz?
Ülke bazında bakarsak çok da sayılmaz; İspanya, İtalya, Yunanistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, Nepal. Şehir bazında bakarsak Sevilla, Granada, Barcelona, Roma, Selanik, Kavala, Dubai, Chennai, Pondicherry, Auroville, Bangalore, Mysore, Kodaikanal, Vattakanal, Hampi, Paneji, Vrindavan, Agra, Delhi, Rishikesh, Dharamshala, McLeod Ganj, Varanasi, Lumbini, Pokhara, Kathmandu…

Gittiğim yerde günlerce değil de haftalarca, aylarca kalmayı yeğliyorum ben. Oralı gibi olmayı seviyorum, komşularla ve esnafla sohbet etmeyi, her gün selamlaşmayı, oranın çocukları için komşu abla olmayı seviyorum…

Bugüne kadar gittiğiniz yerler arasında sizi en çok neresi etkiledi?
Bu soruya verilecek yanıt çok fazla aslında ama sanırım beni en çok etkileyen yer Rishikesh. Şurasını gezmeli, burasını gezmeli denilecek bir yer değil Rishikesh. Şehrin enerjisi çok ilginç ve tabii ki şehrin içinden geçen mükemmel, tertemiz Ganj var. Şehre bu ilginç enerjiyi veren de Ganj Nehri olsa gerek.

Auroville de beni çok etkiledi. Dünyanın birçok yerinden insanın burada birlikte, kardeşçe yaşaması ve kimsenin hiçbir ırk, din, millet ayrımı yapmaması normal dünyadan gelen bizler için biraz şaşırtıcı idi başlarda. Buradaki yaşam gerçekten ütopya diye adlandırılabilecek bir yaşam ve o ütopyanın gerçekleşmiş olduğunu görmek umut veriyor.

En çok etkilendiğim yerlerden biri de Varanasi. Ölülerin şehri Varanasi bana iyi ve kötü, güzel ve çirkin, ölüm ve yaşam arasında çok keskin çizgiler olmadığını öğretti; her varlıktaki bir diğerinden olan parçayı görebilmek, her şeyin içindeki o “her şey”i görebilmek… Evren bir dönüşümden ibaret ve zıtlıklar devamlı birbirini besler… Ölüler ve cesetlerin iç içe var olduğu ilginç bir şehir Varanasi; bir yanda nehirde neşeyle yüzen çocuklar, bir yanda yanan cesetler ve burnunuzda sandal ağacı kokusuyla karışık bir yanmış et kokusu…

Gezdiğiniz ülkeler arasında tekrar gitmek istediğiniz bir ülke var mı?
Hindistan’ı geze geze bitiremez insan ve derler ki Hindistan’a bir kez gidip de bu ülkenin ruhunu anlayabilen mutlaka tekrar gelecektir : )

Nepal’e de tekrar gitmeliyim, bu seferki hedefim Everest olacak…

Bize biraz seyahat etme mantığınızı anlatır mısınız? Genelde tek mi yoksa grupla mı seyahat edersiniz?
Kesinlikle tek seyahat etmeyi sevenlerdenim. Gittiğim yerlerden aldığım enerjiye göre orada ne kadar kalacağıma, ne zaman gideceğime, nereleri gezeceğime ben karar vermeliyim. Yaşaya yaşaya gezmeyi seviyorum ben; taşına toprağına dokuna dokuna, gezerken yanımda birileri varsa “deli bu galiba” demesinler diye normal gezmeye çalışıyorum, o yüzden pek sevmiyorum gezerken birilerini peşime takmayı : )

Rotanızı nasıl belirliyorsunuz?
Hislerimi dinliyorum!

Seyahat öncesi nasıl bir hazırlık yapıyorsunuz?
Bazen kafama göre hiç hazırlıksız çıkıyorum yola ama sonrasında da neden hazırlık yapmadım ki gelmeden önce diye kızıyorum kendime : ) En güzeli yola çıkmadan 1-2 hafta önce oturup internet başında blogları ve siteleri gezmek, gezginlerin tavsiyelerini seyahat defterime not almak. Böyle hazırlıklı çıkınca yola nereye gidilir, ne yenir, ne yapılır sorularına çok fazla vakit harcamıyor insan.

Sınırlı vaktiniz varsa mutlaka başkalarının tecrübelerinden yararlanmak çok mantıklı ama vaktiniz bolsa kendi kendinize keşfetmenin tadı da bir başka : )

En son nereye gittiniz? 
En son Katmandu’daydım. Annapurna etrafında trekking gezimi tamamladıktan sonra ülkeye dönüş öncesi 1 hafta kadar başkentte vakit geçirdim.

Sırada neresi var?
Bu birkaç ay biraz durgun geçiyor, ailemi özlemişim onlarla vakit geçiriyorum : ) Ekim ayında Avustralya’ya gidiyorum.

Gezi deneyimlerinizi paylaştığınız blog ya da web siteniz var mı?
Yazmayı seviyorum ben, gezi deneyimlerimi yazdığım bir blog sayfam var elbet:

http://sonradedimkikendime.blogspot.com.tr/

https://www.facebook.com/sonradedimkikendime

Seyahatleriniz sırasında sizin gibi gezginlerle tanışıyor musunuz? Hiç enteresan anınız var mı?
Seyahatler sırasında yerel halktan çok, gezginlerle karşılaşıyor zaten insan. Gezilen yerler genelde aynı, kafalar birbirine yakın olduğu için birlikte geçirilen vakitler güzel, sohbetler eğlenceli geçiyor. Tüm gezginler birbiriyle arkadaş, tanıdık olmaya başlıyor zamanla.

Örneğin Hindistan’da Aralık ayında güneyde tanıştığın insanlarla Mart’ta, Nisan’da kuzeyde tekrar karşılaşıyorsun; rotalar farklı olsa bile hava sıcaklığına göre belirli tarihlerde belirli yerlerde oluyor insanlar genelde… Gezginler birbiriyle tanıdıklaşıyor, ilginç bir bağ oluşuyor, herkes birbirini bir yerlerden tanıyor… Hiç tanımadığını düşündüğün bir masaya oturup neredeyse hepsiyle Hindistan’ın başka bir şehrinde tanışmış olduğunu anlıyorsun. Yolda yürürken aylar önce başka bir şehirde tanıdığın arkadaşlara rastlaşıp sarılıp kucaklaşıyorsun. Bir ülkede aylarca gezgin olunca artık oralı gibi oluyorsun zaten, ilginç bir hissiyat bu…

Enteresan anı olmaz mı, anlatılacak o kadar çok şey var ki… Nepal’de Annapurna etrafında trekking yaparken arkadaşlarla dünyanın en yüksek gölüne Tilicho Lake’e çıkmaya karar veriyoruz, aslında karar veriyoruz demeyelim de ikna oluyorum diyelim : ) Yol çok tehlikeli, Lonely Planet’te rehbersiz çıkılmaması gerektiği yazıyor. Biz yine de gazlanıp çıkıyoruz yola. Ben dağ hastalığı AMS’ye yakalanmışım, yükseğe çıkıldıkça hastalık etkisini daha da gösteriyor. Yol çok zor ve ben ölmek üzere hissediyorum kendimi. Başımda inanılmaz bir ağrı, başım dönüyor, midem bulanıyor, nefes almakta zorlanıyorum ve hala o zorlu yollarda inatla tırmanmaya çalışıyorum. Ayağım kaysa aşağısı uçurum ama pis bir inadım var başladığım işi bitireceğim. Yolda 2 kere çığ yaşadık, altında kalır mıyız ki acaba diye korkuyor insan, filmlerdeki gibi bir dünyadayız… Ölüm yanı başımızda ama dağlar o kadar güzel ki… Zorlu ölüm kalım savaşından sonra neyse ki çıktık sonunda Tilicho’ya. Manzara görülmeye değer ama soğuk yüzünden 15 dakikadan fazla duramıyor insan.

Trekking için uygun tasarlanmış ayakkabılarımıza ve ellerimizdeki trekking sopalarına rağmen yol bizim için ölüm kalım savaşıydı ve gölün bulunduğu yer eldivenlere, berelere rağmen 15 dakikadan fazla kalınamayacak derecede soğuktu. Yolda polislerin zorla indirmeye çalıştıkları yaşlı bir amca ile karşılaştık. Ayakları çıplak, zayıf, incecik kıyafetleriyle bu amca kaçıp kaçıp Tilicho’ya tırmanırmış, polisler de dağlarda bu amcayı ararlarmış, bu ilk kaçışı değilmiş yani. O incecik kıyafetlerle o dondurucu soğukta günlerce nasıl hayatta kaldığı ve ne yiyip ne içtiği bir muamma. Kaçıp kaçıp kendini dağlara atmasının, yükseklere çıkmak istemesinin sebebini kendisinden başka bilen yok ve 80 yaşına rağmen bu gücü kendisine bulmasına şaşırmamak elde değil.

Ülkelerin yeme-içme alışkanlıkları çok farklı olabiliyor. Siz gezilerinizde bu durumu nasıl belirliyorsunuz, yemek yemek için nasıl yerler tercih ediyorsunuz?
Ben vejetaryenim, Hindistan ve Nepal gibi ülkelerde hiç sorun yaşamıyorum. Yeri geldiğinde sokaktan yiyecek yemeye de çekinmiyorum ben, sokak yiyeceğinin lezzeti bir başka güzel oluyor. Hindistan’ın kendine has yiyeceklerine bayılıyorum, inanılmaz lezzetli bir mutfak.

Ama İspanya, İtalya gibi ülkelerde yemek konusunda gerçekten zorlandığımı söyleyebilirim. Bruschettalarla karnımı doyurmaya çalışıyordum : ) İçinde et ve süt ürünü barındırmadığı sürece o ülkeye ait farklı tatları denemeyi seviyorum. Ama çaresiz kaldığımda kurtarıcım Penne Arabiatta oluyor, her yerde bulunabilecek kolay makarna : )

Kalacak yer olarak tercihiniz genelde nedir? Otel, hostel, kamp vs. 
Hostelleri ya da kampları tercih ediyorum. Hostelleri ucuzluğu için, kampları da doğayla içice olmanın keyfi için tabii ki : )

Bugüne kadar gittikleriniz arasında sizi hayal kırıklığına uğratan bir yer oldu mu?
Varanasi. Zor bir şehir olduğunu biliyordum ama bu kadarını beklemiyordum.

Farklı bir ülkeye yerleşmeyi düşündünüz mü? Düşündüyseniz neresi ve neden?
İtalya’da yaşamayı hayal ederim bazen ama gerçekten burada yaşamayı ister miyim bilmiyorum. Yaşamak için daha emniyetli ve daha farkındalık sahibi ülkeler seçmek daha doğru bir seçim olabilir.

Eğer imkânınız olsa 1 sene izin ve limitsiz para verseler, haydi gez deseler, neler yapar nerelere giderdiniz?
1 sene bunun için yetmez; gelin şunu 3 sene yapalım, 5 sene yapalım : ) İlk sene Tayland, Kamboçya, Endonezya, Malezya, Vietnam, Myanmar, Sri Lanka, Çin, Moğolistan’ı gezerim. Gezerim dediysem gidip 2 hafta kalırım değil her ülkede birkaç ay kalırım. Yeni öğretiler öğrenirim; masaj, tantra, shaulin kung fu.. Yeni yoga-meditasyon teknikleri… Doğu felsefesinde öğrenmemiz gereken, varoluşumuzu anlamada bize yardımcı olacak o kadar çok öğreti var ki bunun için aylar pek yeterli değil aslında.

İkinci sene 6 ay Avrupa’yı gezer, şehirlerinden çok köylerinde ovalarında dolanırım. İspanya’dan Afrika’ya geçer ve 6 ay boyunca Afrika’da köy köy dolaşır kabilelerle birlikte yaşar, yaşam tarzlarını anlamaya çalışır, çocuklarıyla vakit geçirir, kadınlarını dinler, gözlerdim.

Üçüncü sene Güney Amerika… Şaman yerlilerle vakit geçirirdim, hayat felsefelerini öğrenirdim. Gettoları gezerdim, oradaki yaşamı görür ve o yaşama dâhil olmaya çalışırdım. Dansın peşinden giderdim. O Latin coşkusunu yerinde yaşamak çok güzel olsa gerek.

Ben gezerken binaları göreyim derdinde değilim pek. Dedim ya oralı gibi olmayı, her gittiğim şehirde ve ülkede yeni bir role bürünmeyi, o hayatı yaşamayı seviyorum. Öğrenmeyi seviyorum, onların yerinde olsaydım diyerek o hayatı hissederek yaşamayı seviyorum.

Off hayallere bak, kaptırdım kendimi, ne güzel hayal izin ve limitsiz para : )

Türkiye’deki insanlar gezmek, seyahat etmek konusunda biraz eksik kalmış durumda, ne yazık ki ekonomik şartların da etkili olduğu bu durumun gelişmesi için önerileriniz var mı?
Türkiye’de insanlar birbirine gösteriş yapmak için gezer olmuşlar. Gezmek deyince sadece Avrupa tatili gelir olmuş çoğunun aklına, e bu da haliyle Lira-Euro dengesini baz aldığımızda bizim için pahalı. Ben biraz da Doğu’ya yönelip o kültürden de bir şeyler almaya çalışmalarını öneririm insanlara. Ayrıca çoğumuzun bir türlü kullanmayı bilmediği siteler, rehber kitaplar; birçok şehirdeki ucuz ve kalınabilir yerler hakkında bilgi veriyor. İlla 3-5 yıldızlı otellerde kalmak zorunda değiliz, gece uyumak için vereceğimiz parayı ben daha çok gezip görmeye ya da yerel yemekleri yiyerek yeni lezzetler tatmak için vermeyi daha mantıklı buluyorum.

Gezmeye yeni başlayanlara tavsiyeleriniz nelerdir? Nereden başlamalı, nelere dikkat etmeliler?
Bence ilk olarak gezmeyi neden istediğine karar vermeli insan. Arkadaşlarına gösteriş için mi, yeni yerler görmenin heyecanı için mi, öğrenmeyi sevdiğiniz için mi, gezerken kendinizi bulduğunuz için mi… Bir sürü neden sıralanabilir buna… Önce kendimize karşı dürüst olmalıyız. Bir şeyi gerçekten yapmak istiyorsak bahanelerden kurtarmalıyız kendimizi önce. Para tabii ki önemli bir faktör ama çok fazla para harcamadan gezebilmenin de yolları var, istemek önemli. İnternet gibi bir zenginlik var önümüzde; gezginlerin deneyimlerine ulaşıp, türlü araştırmalar yapıp kendiniz için en uygun yöntemleri bulabilirsiniz.

( Röportaj Gezimanya editörü Özlem Mete ile yapılmıştır.)

https://gezimanya.com/Soylesiler/burcu-tunca-bir-ulkede-aylarca-gezgin-olunca-artik-orali-gibi-oluyorsun#

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir