En Güzel Deniz

Deniz in sesi kulaklarımı doldururken elime kitabı aldım, kapattım gözümü ve aklımdan geçirdim hayalimi, dileğimi, sıkıntımı, üzüntümü… her neyse o an hayatımın merkezinde ayakta duran ya da bilinçaltımda bir köşeye sinmiş gizlenen, en kuvvetli olan hangisiyse o anda işte “o” geçiverdi aklımdan. Ellerim hangi sayfayı istiyorsa onu buldu, gözlerim kapalıyken… Sonra gözlerim ellerimin yardımıyla yüreğimin bulduğunda gezindi.

Hayatta aradığın, çağırdığın, bilinçaltında bir köşede sakladığın tesadüf olarak çıkar karşına , ya da bir başka gözle biz insanlar evrenle iletişimimize inanmadığımızda “tesadüf” kelimesini türetmişizdir belki de…

Keyifle içtiğin kahvenin üzerinden sana seni anlatmak için yanına gelen falcı “önce inanman lazım.” der. Bu inandığın “tesadüf” belki de hayatını değiştirebilecek güce sahip oluverir bir anda. Bilimsel olarak “forer etkisi” denilen bir yöntemle yani “insanların herkes için geçerli olabilecek genel, geniş, belirsiz ifadeleri farkında varmadan kendine özel görmeleri” denilen basit bir psikolojik yöntemle inanırsın tılsıma. Ama işte dedim ya “inanç” önemli olan, bu tılsımın içerisinden hayatını değiştirecek yolu sen seçersin. Kader sana su içeceğini söyler ( ya da sen kaderin sana su içeceğini söylediğine inandığın için suyu ararsın) ve hangi dereden, hangi gölden, hangi okyanustan içeceğine sen karar verirsin, tesadüflerin ya da tesadüf sandığın inanışların sana yolu seçmende yardımcı olur.

Falcı kadın sana hayatındaki insanın “hayatının erkeği/kadını” olduğunu söyler ve artık o insanı hayatının erkeği/kadını yapacak gücü, inanışı sana vermiş olur. Falcı kadın sana çok çalışacağın ve sonunun iyi olacağı bir yola gireceğini söyler ve artık sana çok çalışma gücünü ve iyi olacağı inancını vermiş olur.

Bir gün bir kitap okursun , bir film izlersin, biriyle tanışırsın… hayatın değişir. Böyle deriz ya çoğu zaman,  aslında tam da hayatında o noktadasındır ve o kitap, o film, o kişi seni bulmuştur ya da sen onu bulmuşsundur. O kitabın, o filmin, o kişinin hayatını değiştirdiğine inanırsın çünkü hayatını değiştirme kararını sen çoktan vermişsindir ve o kitabın, o filmin, o kişinin hayatını güzelleştireceğine dair inancın hayatını güzelleştirir.

İşi bırakmak, yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmak, yeni bir hobi edinmek…değildir aslında senin hayatını değiştiren, bunların sana iyi geleceğine dair gönülden inancındır ve iyi gelir de. Mutlu olacağına inandığını söylediğin için mutlu olmazsın, mutlu olduğuna gönülden inanırsan mutlu olursun. Hayatındaki küçük detayları görürsen ve bu detayların güzelliğinin farkına varırsan güzel olduğuna gönülden inanırsın.

Yani aslında diyorum ki herşey senin zihninin içerisinde bitiyor. Sen neyi davet edersen hayatına onu selamlıyorsun , sen neye inanırsan onu yaratıyorsun. Evrenin karşına çıkardığı tesadüfler, aslında senin inancının yarattıkları. Hayatındaki başına geleceklerin kontrolü senin elinde değil, ama başına gelenlere nasıl bakacağının kontrolü senin elinde, güzellikleri görüp mutlu olmak ya da sıkıntıların içinde yok olup gitmek. Şu anda burada nefes aldığın için mutlu olmak ya da geçmişteki dertlerin ve gelecekteki kaygılarınla boğuşmak; senin elinde. Elindekileri ve şuanda sahip olduğun hayatın değerini bilmek ya da bitmek bilmeyen şikayetler türetmek; senin elinde.

Moşe’nin hikayesi

Hayatı boyunca yaşadığı kentten hiç ayrılmamış, ama dışarıdaki hayatı merak eden, yaptığı işten, karısından, çocuklarından, yaşadığı kent olan Chelm’den mutsuz olan Moşe’nin bir sabah diğer kentleri görmek için yola çıkma kararıyla kendini yollara atışının hikayesini okudum bugün. Moşe bir süre yürüdükten sonra bir ağacın altında biraz uyumaya karar veriyor, uyumadan önce gideceği yolu şaşırmamak için ayakkabılarının burun kısmını gideceği istikameti gösterecek şekilde koyuyor ve uyuyor. O uyurken yoldan geçen bir başka yolcu güzel gördüğü ayakkabılara bakıyor sonra da farkında olmadan burnu ters yöne çevrilmiş bir şekilde bırakıyor. Uyandığı zaman Moşe ayakkabılarının burnunun dönük olduğu istikamete yani kendi şehrine doğru ilerliyor farkında olmadan.

Vardığı bu yeni şehir kendi şehrine çok benziyor ama daha renkli, insanları daha güler yüzlü, kendi evine çok benzeyen bu ev daha temiz, bahçesi daha yeşil, kendi karısına benzeyen bu kadın daha güzel, daha iyi yemek yapıyor, kendi çocuklarına çok benzeyen bu çocuklar daha akıllı, kendi dükkanına benzeyen bu dükkanda daha güzel çalışıyor ve daha çok müşteri geliyor. Yeni Chelm’de , yeni karısı, yeni çocukları ve yeni işiyle mutlu bir hayat süren Moşe diğer kentleri görmekten vazgeçiyor ve ölene kadar bu kentte mutlu bir yaşam sürüyor.

Şu anda yaşadığın an, yaşadığın yer, yaşadığın insanlardaki güzellikleri görmek için bir bak etrafında, aslında belki de bahçen düşündüğünden daha yeşildir, daha renklidir. En güzel deniz henüz gidilmemiş olandır demiş ya şair, ben de diyorum ki en güzel deniz neden şuanda içinde yüzüyor olduğun olmasın.

stradbrooke 4

Hikaye ve ilham için Judith Malika Liberman’ın Masal Terapi kitabına teşekkürler…

Şurada Yayınlandı

En Güzel Deniz” hakkında bir yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir