Dört Duvar Eskizleri

Ölümün çok yaklaştığını hissettiğiniz oldu mu hiç ? 

Ölümden hiç korkmadığını düşünen insanlar ya hiç ölümü düşünmemiş ya hayatta yaşamak istediklerini yaşamış ya da artık umudu kalmamış insanlardır, bunu düşünürüm ben..

Her yeni yıl yaklaştığında yeni bir hayata başlama umuduyla dolar içim, yeni hayaller kurar,yeni planlar yapar,  yeni sözler veririm kendime. Bu yıl biraz daha farklı yaptım bunu: şimdiye kadar neler yaptığımı sıraladım kendime, hangi hayalimi gerçekleştirebildim dedim. Hayallerim ve yaptıklarım listesi birbiriyle eşleşemedi ve ben işte tam da bu anda ölümden ne kadar da korktuğumu düşündüm. Evet yaşlı değildim ama daha yolun başındaki küçük kız da değildim artık, hayallerim çoktu , bazısı denenmeye değerdi bazısı ulaşılmazdı. Ama ya çok az zamanım kaldıysa ve ben hiçbir zaman bu listeyi eşleştiremeden, bir veda yazısı bile yazamadan bir sarhoşun arabasının altında can verirsem, bir tinercinin bıçağının acısıyla gözümü kaparsam, bir hastalığın aman dileğimi tınlamadan vücudumda acımasızca büyümesiyle biterse herşey… (Ne karamsar sözler bunlar, biliyorum bunu. Ama bu “ya” ve sonrası cümleleri düşünmekten alamaz oldum kendimi..)

İnsanların “inanç”larını çalarak iktidara gelen acımasız padişahın ülkesinde her gün kellesi gövdesinden koparılma emri verilen yeni hayaller doğuruyordum usanmadan.  Her gün biraz daha sıkışmış hissedip kendimi , her gün biraz daha korkuyordum duvarlar arasında ölüp gitmekten . Her yeni gün, gün ışığını bile göremediğim üstteki parmaklıklı pencereden yeni bir hayal uçuyordum özgürlüğe doğru, ama sonra hayalimin gövdeden ayrılan başı pis kahkahalarla penceremden içeri atılıyordu. Odam hayallerimin kesilen başlarıyla doluydu, belki gövdeleri çıkar diye toprağa ekip onları yenisini doğuruyordum bir yandan.

Odamda devamlı çalışıyordum acımasız padişah ve yandaşları için, ne kadar çok çalışırsam etrafımdaki duvar o kadar kalınlaşıyordu biliyordum ama onlar için çalışmadığımda açlıktan ölmekle tehdit ediliyordum, hayatta kalmak için özgürlüğümü satmaktan başka çarem yoktu. Ben ve benim gibi diğer odalardaki insanlar kariyer dedikleri yapmacık oyuna öylesine inanmıştık ki daha çok çalışırsan biraz daha lüks bir odaya hapsoluyordun ve bu lüks odanın tek amacımız olması gerektiği  fikri beyinlerimize işlendikçe artık buna inanır olup daha da daha da çalışıyorduk padişah ve yandaşları için.

Bu odadan kurtulmanın bir yolu var mıydı ki ? Gerçekten aç mı kalırdık onlar için çalışmasak, doğurduğumuz onca hayallerden karnımızı da doyurmanın bir yolu bulunamaz mıydı ? İllaki lüks odada hapis bir yaşantı mıydı istenmesi gereken ? Risk alsam ne olurdu ? Ben “o”nu değil “bu”nu istiyorum desem bu imkansız mıydı ? Onca insan lüks odaya inanıyor diye ben de ona mı inanmalıydım ? Çoğunluğun kabul ettikleri her zaman “doğru” olan mıydı ?

“Cesaret” : en önemli şey bu muydu ki hayatta ? Yoksa sadece “deli cesareti” mi vardı ? Ya da biz “deli” sözcüğünü yanlış mı öğrenmiştik ?

“Ben deli miyim ? Peki ben deliysem deli olduğumu bilmemem  gerekmez miydi ? O zaman ben deli değilim. Aman allahım işte bütün deliler de böyle söylemiyor mu zaten: Ben deli değilim !!!”

7421bfce5cbd2fc64687f42b264cccde_medium

23 Aralık 2012 ( Yola çıkmadan 1 sene öncesindeki umutsuzluklarım, umutlarım, sorgulamalarım, kızgınlıklarım… Şimdi okudukça diyorum kendime: ya cesaret edemeseydim? ya hep mutsuz , ya hep bir yanım eksik kalsaydım? bu hayatta en büyük teşekkürü kendime ediyorum şimdi. )

 

Şurada Yayınlandı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir