Deniz misin liman mı?

Damağım yandı ilk yudumda, hazırlıksız yakalanmıştım. Biraz bekledim soğumasını, sonra yavaş yavaş küçük yudumlar aldım. Caddeyi izledim, hemen yanıbaşımdaki sokak şarkıcılarının sesiyle oturduğum cafenin içinden gelen melodi birbirine karışıyordu. Ama ben her ikisini de dinlemiyordum, kendi iç sesimle meşguldum o sırada.

Yine her zamanki “ kahrolası boktan hayatım ve bu hayatı nasıl değiştirmeli?” konulu içsel sohbetlerimi yapmaktaydım. Bir alışkanlık, bir tutku oldu artık bende bu sohbetler, olmazsa olmazlarım arasına girdi. Hayatımın boktanlığı, sıkıcılığı ve yapmak/yaşamak istediğim şeyin bu olmadığı üzerine yakınmalar serisinin bilmem kaçıncısını vizyona sokmuştum yine. Her regl öncesi bu sendroma girip, çözüm yolları arayarak kendimi yiyip bitirmek üzerine ustalaştım. Eğer ipin ucunu fazla kaçırırsam regl sonrası da sendromdan çıkmam zor olabiliyor bazen, ama genelde ayın geriye kalan üç haftası çok daha iyi oluyorum.

Hayatımı dönüp bir kurcalamaya kalksam büyük ihtimal, işten ayrılışlarım, bir sevgiliye hoşçakal deyişlerim, paramparça ettiğim fotoğraflar/çiçekler, bir şehri terkedişlerim, “seni sevmiyorum” deyişlerim, kaygısızca/korkusuzca insanlara hatalarını haykırışlarım.. hep bu dönemlerime denk gelmiş olmalı, buna inanıyorum, evet inanıyorum.

Gelelim benim şu boktanlık sendromuna. ..

Bu akşam yalnız başıma dolaştım İstiklal’de.Düşünmeye ihtiyacım var, boktanlık sendromuna bir ilaç bulmalıydım artık. Önce çocukluğuma inmeli dedim, sonra  o kadar uzağa gitmeye götüm yemedi “şimdi”de aramaya karar verdim nedenlerimi. Bulabildiğim en mantıklı neden şu oldu : çok sevdiğim hayallerim ve korkularım..

Bu şu demek ki, aslında birçok insanın benimkine benzer, hatta çok çok daha büyük bir çoğunluğunun benimkinden daha kötü bir hayatı var. Ve bunlarının büyük bir çoğunluğundan hayatının boktanlığı üzerine bir yakınma duymadım, hepsi olmasa da bir çoğu mutlu gibi( yani yakınmadıklarına göre öyle olduklarını düşünüyorum). Bunları mutlu yapan şeyin ne olduğunu düşündüm, düşündüm, düşündüm ve düşünmemek olduğunu keşfettim.

-Mutluluğun sırrı düşünmemek miydi? E ama beni mutlu eden şey , kendimi iyi hissettiren şey düşünmek.

-Peki ya sonrası? Düşündükçe , sorguladıkça farkına varırsın, farkına varırsan yakınırsın ve düzeltmek için yine düşünürsün, düzeltebilirsen evet mutlu olursun, peki ya düzeltemezsen? Mutsuz bir “farkına varan” olursun.

-Peki o zaman düşünmemeli mi? Kabullenip, bir köşeye çekilip elindekiyle ( hatta elinden alınan haklarınla) yaşamayı mı öğrenmeli? Bu nasıl mutlu edebilir ki kişiyi?

-Mutluluk ne ki? İnsanlar mutluluk için mi yaşar sence?

-Aksi takdirde bir sürüden ne farkın kalır ki? Sadece “ ye, iç , sıç, seviş , okula git, işe git, evlen, çocuk yap, emekli ol, torun sev ve son..” diye kısaca özetlenebilecek bir hayatın olur o zaman. Oysa sanat / müzik / edebiyat / bilim / din.. hep insanın mutluluk arayışının meyveleridir.

Konuyu  nerelere getirdim, kaldığım yere geri dönmeli.  Demiştim ki düşündüğüm için, farkına vardığım için mutsuzum, düşündüğüm için hayallerim var, elimdekiyle yetinmeyip kafamdakini istediğim ve elde edemediğim için mutsuz oluyorum. Elde edememe sebebine gelince buna da bir sorumlu buldum: korkularım.

Yersiz korkular demiyorum, ya da bilmiyorum yerli ya da yersiz olup olmadıklarını, belki de haklıyım korkmakta, belki de devamlı mazeretler üreten korkağın tekiyim sadece.

Birşeylere adım atmak için, hayatımı değiştirmek için önce biryerlere çıkmalıyım diyorum kendime, biryerlerde adımımı sağlam basabilmeliyim ki geri dönersem yine en baştan başlamak zorunda olmayayım hayata.

27’sinde hayatıma sil baştan başladım, zor bir karardı, hayatı yeniden kurmak da zordu . İyi ki yapmışım ama hala zor. Tekrar aynı yere dönemem seneler sonra. Birşeylere bırakıp gittiğimde, bir gün dönersem kaldığım yerden devam edebilecek seviyede olmalıyım, en alttan değil. İşte tam da bu noktada kafam karışıyor. Bir hayatı oturturken zaman geçiyor ve ben diğer hayatı çok geç olmadan kuyruğundan yakalamam gerektiğini biliyorum. İşte yine kafam allak bullak oldu, oysa çözüm ya da onun gibi birşeyler bulduğumu sanmıştım.

Hangi hayatı seçmeliyim?

Aileme ve diğer insanlara umut vaaden, güvenli bir liman mı olmalıyım? Hep aynı, hiç değişmeyen, adımını atabildiğin her yeri birgün keşfedilebilecek olan ..

Yoksa her yeni güne bambaşka başlayan, sonsuz, sınırsız, belki de korkulan, belki de sevilen, kimi zaman dalgalı, bazen dingin, hem üreten hem saklayan bir deniz mi?

Yanıbaşımdaki duvarda kimbilir benim yazdığımdan alakasız, bambaşka  bir şey için yazılmış bir soru:

“Deniz misin liman mı?”

deniz_misin_liman_mi__by_persefer-d3hmwpc

6 Şubat 2012 ( gitme kararını verene kadarki buhran süreçlerim )

Şurada Yayınlandı

Deniz misin liman mı?” hakkında 2 yorum

  1. Merhaba,seni Gökhan’ı takip ederken tanıdım şimdi ikinizi de takip ediyorum.3 yıldır 2 ay diye girdiğim bir iş yerinde çalışıyorum 🙂 iş yerim bir avm de oldukça boş vaktim oluyor bilgisayar karşısında”herkes hayal eder ama bazılarımız hayallerini gerçekleştirir”siz onlardansınız bizde sizi takip ederek oturduğumuz yerlerden sizin hayallerinize ortak oluyoruz beleşten.en büyük hayallerimden biri de geniş bir asya turu aslında bir bilet rezervasyon yapmıştım kampanyadan kuala lumpura ama seyahatlerim çakıştı…belki bir gün yollarda bir yerde karşılaşırız o zamana kadar hoşçakal…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir